You are currently browsing the archives for Haziran, 2012.

Bir Ayağın Çıkış Hikayesi – 1

13 Haziran 2012 // Posted in Dağcılık  |  No Comments

Zoraki bir mola, dağlardan uzakta günler…

Boulderistte zor bir rotaya deneme amaçlı girdim. Şans işte rotayı yapacağım tuttu ve istasyona vardım. O arada alkış ve “aferin olum sana” sesleri ile birlikte sağ ayağıma bir kramp girdi. İstasyonda ovuşturarak geçirmeye çalıştım ama kramp acısını bilen bilir. Baya bir zorlandım ve sadece sol ayak üstünde inmeye başladım. 1.5 metre kala rotanında verdiği yorgunlukla kendimi mindere bıraktım. Refleks olarak kramplı sağ ayağımı geri çekince sadece sol ayağımın üstüne iniş yaptım. Ve işte o an şimşekleri hissettim. Çatanak diye bir ses duydum ayağımda diyebilirim. Eyvah ayağım kırıldı diye bağırdım, ilk müdahale ile oynatmayı denedim ama ayağım başka yere bacağım başka yere bakıyordu. O an aklımdan acıdan daha çok eyvah gitti tırmanış hayatım diye geçti. Sonracıma ise acı yavaş yavaş kendini hissettirdi. Ben kıvranırken Sema ambulans çağırdı, deneyimliler toplandı ve müdahale edilmesini engellediler. Acı ile kafayı bulmuşken ayağıma baktım ve kendimi sıkmamaya özen göstererek rahat bıraktım.

Rahatlama ile birlikte acı azaldı. Geçen zaman ve gelmeyen ambulans ile birlikte zaten acı verici olan fricton (tırmanış ayakkabısı) iyicene dayanılmaz bir hal aldı. Ayağım şiştikçe şişiyordu, mümkün olduğunca sakin kalmaya insanlarıda telaşlandırmamaya çalıştım.

Sevgili ambulans olay yerine geldi ve friction ı kesme denemesinde bulundular. İşte az kalsın ayak baş parmağımı orda kaybediyordum. Ne hikmetse müdahaleyi ambulans şöförü! yapmaya kalktı. Bir baktım baş parmağım makasın arasında, durrr diye bağırdığımı hatırlıyorum. Adam kesmekten cayınca parmağı kurtardık.

Ambulansla gelen sağlıkçılara da güvenemedim çünkü adam “ben bunu yerine takarım ama” diyip durdu.. Hastanede halledilsin lütfen dedim. Bol sarsıntılı bir ambulans yolcuğundan sonra (ambulans her sarstığında ayağım bacağımın ucunda sallanıyordu.) Numune hastanesine vardık. Acilde frictionım kesildi (Bufoydu falan ama seviyordum ben yaa). Tabi adamlar nasıl bir ayakkabı olduğunu uzun bir süre anlayamadılar çekiştirmeye kalktılar önce bi. Normal ayakla bile zor giyildiğini belirtince kurcalamadılar. Ve frictionda kesilip gittikten sonra ayağım diyeceğim ama ayağa benzemeyen şey ortaya çıktı. Fotoğrafını koymak isterdim ama +18 biraz, yüreği kaldıramayanlar olabilir. Ya da koyarım yazının sonunda belli olmaz. Hemen film çekildi falan. Sonra doktor ayağımı tuttu ve bana sıkı durmamı söledi, sanırım işte o an hastaneyi biraz inletmiş olabilirim. Biraz acıdı. Ayak düzeldikten sonra ağrı artmaya başladı ve lütfen eski haline getirin dedim, yapmadılar. Filmler sonucunda doktor “çok acaib bir vakasın, 100 kişide 1 görülür bu olay.” dedi ve ben baya bir tırstım bu cümle ile. Meğersem kırık yokmuş ve onu kast ediyormuş. Olamaz böyle bişi kırık olması lazım bunda diye üsteleyince kendi kıracak diye korkmadım değil. Sonra beni gözlem altında tutup öbürsü gün heyete göstermeyi uygun buldu. Geceyi 1 trafik kazası ve 1 diz kapağı ameliyatlısı amcanın horultuları eşliğinde geçirdim.

Sabah olunca heyet toplandı filmler çekildi nasıl kırılmadığına hep beraber şaşırıldı falan ve taa akşamın 6 sında taburcu olmama karar verildi.

6 hafta boyunca üzerine kesinlikle basmamam gereken bir ayak ve 2 koltuk değneği ile birlikte eve gönderildim.

Bütün o acılarda gıkım çıkmayan ben, doktor oluşabilecek olan kireçlenme falan nedeniyle artık tırmanamayabilirsin dediğinde gözlerim doldu.

Öle işte…

(07.05.2012)

Kaçılamayanlar

13 Haziran 2012 // Posted in Genel  |  No Comments

 

Yavaş yavaş bana doğru döndü oturduğu yerden. Beni süzdüğünü fark etmemek mümkün değildi. İşte diyordum kaçınılmaz son yaklaşıyor. Bunun er ya da geç olacağını biliyordum. İçlerinden biri beni fark edecekti, bundan kaçış yoktu. Kalbimin hızlandığını hissettim, olmasın ne olur olmasın diye haykırdım içimden. Yorgun ruhum bunu kaldıramazdı, tek isteğim olan huzur elimden gitmemeliydi. Ben göz göze gelmemeye çalıştıkça yaydığı enerji beni kendisine çekiyordu. Biliyordum ki ağzından çıkacak tek kelime beni içine çekip alacak, kaybolup gidecektim. Kendisine bakmıyordum ama dudaklarının yavaş yavaş aralandığını hissettim. Ve daha fazla tutmadı kendini, açılışı yaptı…

-Evladım geçmiş olsun ne oldu?

Hikayenin bundan sonrası üniversiteye giden torunları, ah bu çocukların çektiği sınav stressleri, kaynısının yeğeninin başına gelen kırık çıkık vakaları, kendisinin kalp şeker tansiyon hastalıkları, ilaçlar ilaçlar ilaçlar, yıllardır deneyim kazandığı hastaneler ve daha niceleri ile devam etti.

Selamlar olsun hastane demirbaşı teyzeler.

29.05.2012 (Haydarpaşa Numune Hastanesi)

Ballıkayalar’ da Piknikçi İstilası…

13 Haziran 2012 // Posted in Dağcılık  |  No Comments

 

10:00 Çadırımın etrafında sesler artıyor. Geldiler ve kendilerine yer yapıyorlar.

11:00 Sesler artıyor etrafımın sarıldığını hissediyorum. Çadırın sinekliğinden dışarıyı görebiliyorum. İçeri korkunç bakışlar atılıyor.

12:00 Çadıra fiziksel temaslar başladı, arada poller sallanıyor. Sesleri sanki içeride.

12:30 Çadırımın etrafını yavru piknikçiler sardı. Çadırımın kırmızısı ilgilerini çekmiş olmalı. Yetişkin piknikçilere ne olduğunu soruyorlar. Korkmaya başladım…

13:00 Az önce yavru bir piknikçi ile göz göze geldim. Ellerini gözlerinin etrafında birleştirip içeri baktı. Merak duyguları ile birlikte cesaretleride artıyor. Tehlikeli olmaya başladı.

13:15 Mangal dumanı ile saf dışı bırakılıp çadırdan kaçırılmaya çalışınılıyorum. İçersi göz yaşartıcı mangal dumanı ile doldu. Dayanmam lazım.

13:45 Mangal dumanı artık birçok piknikçi sürüsünden göğe doğru yükselmekte. Neyse ki havalandırmalarım sağlam dayanabildim bu saldırıya.

14:00 Duman ın yerini et kokusu aldı. Acıkmaya başladığımı biliyorlar. Bu ağır bir saldırı oldu. Peynir ekmeğimi yiyorum bastırmak için. Allah’ ım sen yardım et.

14:37 Çok kötü tuvaletim geldi. Dışarı çıkmam lazım. Ve en doğru zaman bu. Etleri pişti, yetişkin ve yavru piknikçiler şuan gözleri hiçbişi görmeden yemeklere saldırıyorlar. Aralarından piknikçi taklidi yaparak geçip tuvalete ulaşabilirim. Benim için dua edin.

15:10 Sağ salim çadıra döndüm. Ama az kalsın yakalanıyordum. Elinde karpuz, her ısırığında suyu yanaklarından akan bir piknikçi yavrusu ile göz göze geldim. Tam yetişkin piknikçiye beni işaret ederken ağacın arkasına saklandım. Çadıra ulaştım ama kalbim yerinden çıkacak gibi. Asıl süpriz beni çadırda bekliyordu. Uyur süsü verilmiş bir yavru piknikçi çadıra bırakılmış. Neyse ki truva atı taktiğini biliyorum. Yavru piknikçi uyandırılmamaya özen gösterilerek kapı dışına bırakıldı. Yetişkin piknikçi yavrusunu kaptığı gibi acaip sesler çıkartarak uzaklaştı. Artık benden korkmamaya başladılar. Durum kötüye gidiyor.

15:30 Korktuğum oldu, piknikçiler tarafından top saldırısı başladı. Voleybol adı altında saldırıya maruz kalıyorum. Kaçırılan toplar ne hikmetse benim çadırımda patlıyorlar. Hayatımı sağlam dış tenteye borçluyum. Daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum.

15:43 Çadırımın etrafına yaydıkları örtülere yayılan teyze piknikçileri dedikodulara başladılar. Sesler çadırımın içinde yankılanıyor aman Allahımm.

15:50 Dedikodu saldırılarına destek kuvvet, çekirdekleri çıkardılar. Birileri beynimi çitliyorr. Hayriye hanımın gelinide çocuk düşürmüş ayoll aaa, hayyıırrrr, küçük kız pek bi tembelmiş, hayıırrrrr, o adamın gözü dışarda kızzz diyim ben sanaa çıt çıt çıt çıt hayıırrrrr bu sene iyi fasülye varmış ama bey sevmiyorrr… çıt çıt çıt…

15:55 Saldırıya piknikçi yavrularıda “anneeeee anneeeeee” bağırışları ile katıldılar. Dayanamıyorum…

16:00 Artık kendimi kaybetmek üzereyim. Sanırım buraya kadarmış.

16:05 Kapımın önünde bir el var kapıyı açıyor. Sanırım çaresizliğimi farkettiler. Saldırı içeri sızıyor. elveda..

16:06 Bu el bu el… Rüya mı bu? Allah’ ım kurtuldummm. Destek kuvvet geldi. ve Canım dedi…

10.06.2012 (Bir Pazar Günü)